18/7/2008 - İSİMSİZ BİR ÖYKÜ -1-
Gözlerimin içine bakıp, son kez bizi yazar mısın, diyor Yazarım ama artık üzülmeyeceğine söz verirsen… Üzülmek mi! Saçmalama ben hiç üzülmem, ağlamam, kırılmam, incinmem ki.Aslına bakarsan android bile olabilirim, diyor gülerek. Eyvah, diyorum içimden. Eyvah! Yazarım, dedim ama galiba başaramayacağım, derken vereceği tepkiden çekiniyorum. Yazmanı çok istiyorum; lütfen yaz, diyor sessizce. Cennet, gibi olacak ama biliyorum. Okudukça daha fazla üzülmeyelim diye sileceğim. Cennet, diyor içini çekerek bizim yarım kalan öykümüz…Sildin ama ben satır satır ezberledim o öyküyü hem insan kendi öyküsünü unutur mu! Yine mi öykü yazacaksın, adı ne olacak? Bakma gözlerime söz veriyorum üzülmeyeceğim yahu! Bilmem, diyorum yazmayı kabul etmişliğime şaşırarak ekliyorum. Öykü mü yazayım? Evet, öykü olsun adı daaa…derken bölüyorum sözünü İsimsiz bir öykü, olsun adı. Tamam, diyor. Sen nasıl istersen ama neden ağlıyorsun ? Bu öykü benim öyküm ağlayacak biri varsa o da benim… Doğru, diyorum gülümseyerek bu öykü senin öykün ağlamıyorum tamam.BU ÖYKÜ SENİN ÖYKÜN… Bu arada sana bir defter vereceğim o defterde onun bana yazdığı , benim ona yazdığım hatta yazıp gönderemediğim satırlar bile var. Öyküyü yazarken belki işine yarar, bu defteri de bana geri verme. Sende kalsın olur mu? diyor. Peki, diyorum peki tatlı cadı… Hala, ağlayacak biri varsa o da benim bu öykü benim öyküm, diyecek kadar güçlü durmaya çalışıyor.Solgun benzi; titreyen elleri; ağlamaktan şişmiş göz kapakları, çatallaşmış sesi… Aşktan korkuyorum yanından ayrılıp evime girdiğimde.Aşık olmaktan aşık olup ayrılmaktan korkuyorum. Defteri çantamdan çıkarıp okumaya başlıyorum.Okudukça bizlere anlatmadığı ne çok şey varmış, diye geçiriyorum içimden ne çok anıyı biriktirmişler oysa hiç anlatmadı bu kadarını .Yaşadıklarına üzülüyorum; içim yanıyor hatta. İsimsiz bir öykü, yazacağım şimdi. İsimsiz bir öykü…Acilen bir fincan kahve… Ayrıldık…Ama şarkıdaki gibi elbet bir gün kavuşacağız. E-mailini okudum bu sabah. ‘Seni seviyorum, diyebilmeyi, ellerini tutmayı, gözlerine bakabilmeyi ve bunların bir ömür devam etmesini çok isterdim. Ama gördüm ki bir sevdayı mahvetmişim; halbuki bir masal gerçek olmuştu.Her geçen gün içim çürüyor, kendimi bu hayata ait hissetmiyorum artık.Sana olan sevgim ve kendime duyduğum nefret bir arada fazla yaşamaz.Sensizliğe katlanamıyorum. Renkler kayboldu. Biliyorum seni çok üzdüm ve benden ayrı kalmak istemen de çok doğal, sen çok iyi şeylere layık, çok özel birisin. Seni üzdüğüm, kırdığım için ve sevgine layık olmadığım için üzgünüm. Sensizliğin acısına dayanamıyorum! Çektiğim acıyı tarif edemiyorum.Seni hep sevdim ve yaşadığım sürece de seveceğim.Yaşamak, derken bitkisel hayatta makineye bağlanmış gibiyim.Bence artık fişi çekmenin zamanı geldi. Seni her şeyin ötesinde seviyorum hiç unutma, son kez sana benim güzel prensesim, dersem kızmazsın umarım. Güzel prensesim, hep mutlu ol. Hoşça kal.’ Sana kızmak mı? Seni nasıl sevdiğimi bilmiyorsun işte. Eğer bu ayrılık sürecini sevgimizi eksiltmeden ve en önemlisi eskitmeden atlatabilirsek sonsuza kadar seninim zaten. Ruhunu yumuşatacak sözcükleri yazamıyorum sana…Ne bitkisel hayatı, bu sözler de nerden çıktı sevgilim? Seninle yaşayacağımız kocaman bir ömür var daha önümüzde. Çok yorgunum hem de tahmin edemeyeceğin kadar yorgunum.Yaşadığım sürece ben de seni seveceğim…Beraber yaşlanacağız inan bana beraber yaşlanacağız…(Gönderilmeyen satırlar) Şimdi e-mailine el-cevap: ‘Merhaba, E-mailini şimdi okudum.Bu nasıl hayattan vazgeçiş, sen böyle düşünecek bir insan değilsin. Bu şekilde inan beni daha çok üzüyorsun.Ben de çok zor günler geçiriyorum o zaman senin dediğin gibi fişi mi çekeyim! Yaşamak için sebeplerimiz var unutma…Hayat belki yollarımızı yeniden çakıştırır kim bilir? Beni gerçekten seviyorsan hayata sarıl ve güçlü ol lütfen…’
|